

Bir hayal kırıklığı gecesiydi…
Fenerbahçe, kendi evinde Nottingham Forest karşısında 3-0 mağlup olurken sadece bir maç kaybetmedi; umutları, beklentileri ve son haftalarda oluşan güven duygusunu da sahada bıraktı. Avrupa sahnesinde alınan bu ağır yenilgi, sarı-lacivertlileri tur açısından zora soktu ama asıl sarsıcı olan skor değil, oyunun kendisiydi.
Çünkü kimse ne oynadığını bilmeyen, dağınık, reaksiyonsuz bir Fenerbahçe beklemiyordu.
Oysa son haftalarda tablo farklıydı. Takım kompakt oynuyor, topa hükmediyor, rakibi boğuyor ve dominant bir karakter ortaya koyuyordu. Bu oyun kimliğini hem Aston Villa karşısında, hem derbide Galatasaray önünde, hem de Trabzonspor maçında görmüştük. Planı olan, ne istediğini bilen bir takım vardı sahada.
Ancak bu gece o kimlikten eser yoktu.
Top rakipteyken kopuk, top kendisindeyken üretimsiz bir görüntü… Orta saha ile hücum hattı arasında bağlantı zayıf, kenar organizasyonları sonuçsuz, ceza sahası içi ise neredeyse boştu. Avrupa arenasında hata affedilmez. Tempo yüksek, savunma disiplinli, geçişler serttir. Lig temposuyla yürüyebileceğiniz yollar, Avrupa’da bir anda duvara çarpar.
Bu maç bir gerçeği sert şekilde hatırlattı: Orijinal bir santrfor eksikliği.
Lig maratonunda bazı eksikler kalite farkıyla, bireysel performanslarla örtülebilir. Ancak Avrupa’da ceza sahası içinde bitirici, sırtı dönük oynayabilen, savunmayı meşgul eden bir santrforunuz yoksa üretim sekteye uğrar. Gol yollarında yaşanan çaresizlik bunun en net göstergesiydi. Belki de en çok aranan isim, bir dönem eleştirilen ama varlığıyla oyunu tamamlayan o profil oldu: Edin Džeko.
Džeko sadece gol atan bir oyuncu değildi; hücumun referans noktasıydı. Topu tutan, takımı öne çıkaran, savunmayı üzerine çeken bir liderdi. Onun gidişi belki finansal ya da planlama açısından makul görülebilir, ancak yerine aynı profilde bir oyuncu konulmadığında eksik çok daha görünür hale geliyor. Bu gece o boşluk net şekilde hissedildi.
Öte yandan Avrupa’da rakipler mesaj veriyor. Juventus karşısında ezici bir galibiyet alan Galatasaray rüzgârı arkasına alırken, Fenerbahçe tam tersine psikolojik bir darbe aldı. Avrupa’daki başarı özgüveni besler; ağır yenilgiler ise soru işaretlerini büyütür.
Ancak sezonun ana hedefi unutulmamalı: 12 yıllık lig şampiyonluğu hasreti. Fenerbahçe’nin birinci önceliği bu. Avrupa’daki yara, ligdeki yürüyüşü etkilememeli. Fakat şu da bir gerçek ki; haftalar ilerledikçe santrfor eksikliği ligde de daha fazla hissedilebilir. Özellikle kapalı savunmalara karşı oynanacak maçlarda ceza sahası içi etkinliği belirleyici olacaktır.
Bu mağlubiyet bir son değil, ama ciddi bir uyarıdır.
Büyük takımlar kaybedebilir. Önemli olan kaybettikten sonra nasıl reaksiyon verildiğidir. Eğer bu gece doğru analiz edilirse, eksikler cesurca kabul edilirse ve özellikle hücum planı revize edilirse, bu yenilgi bir kırılma değil bir dönüm noktası olabilir.
Aksi halde bu gece sadece Avrupa’da değil, sezonun geri kalanında da gölgesini hissettirecek bir hayal kırıklığı olarak hatırlanır.


